| Ona adeta celebrity (meşhur) muamelesi yapılıyor. | |
St.Tropez ve Monte Carlo gibi dünya sosyetesinin göz bebeği olan yerlerde bir Maybach ya da Rolls Royce gibi lüksün, Ferrari veya Lamborhgini gibi hızın simgesi olan otomobillere rastlamak çok sıradan bir durum olsa gerek, üstelik zannediyoruz buralarda kimse dönüp adını verdiğimiz bu birkaç yüz bin euro’luk otomobillerle fazla ilgilenmiyor. Çünkü herkesin dikkati yaklaşık bir yıldır başka otomobilin üzerinde. Ona adeta celebrity (meşhur) muamelesi yapılıyor. Zengini fakiri bu aracı görünce pür dikkat şöyle bir dönüp bakıyor. O, aslında geçmişten gelen bir makine. Geçirdiği estetik ameliyattan sonra ilk defa halk içine çıkan ve ülkemize uğramak için bir yıldır bekleyen bu güzelin adı yeni Fiat 500. Ancak estetik ameliyat haricinde bir de kendini klonlatmış olacak ki bu güzel, Avrupa’da her yerde dolaşıyor ve herkes ona yakın olmak istiyor. 500’ün şirin ve şeker olduğu apaçık ortada. Peki, bu özellikler onun iyi bir otomobil olması için yeterli mi? İşte üç gün boyunca bu sorunun cevabını aradık.
Son yıllarda otomobil üreticileri tarafından benimsenen eski tasarımları güncelleme akımına Fiat’da uydu. Bu akımın öncüsü halk arasında “Kaplumbağa” dediğimiz Beetle’ı eski çizgilerini koruyarak değiştiren Volkswagen olmuştu. Ardından Ford, GT’yi yenilemiş BMW ise Mini’yi baştan yaratmıştı. Ancak bizce bu yeniden doğuşların en başarılısı 50 yıl önce küçük insanların otomobili olarak piyasaya çıkan Fiat 500 oldu. Her şeyden önce ucuz bir otomobil. Baz versiyonu 28 bin YTL’ye satılıyor (Mini One’ın fiyatı 43 bin YTL civarında). Üstelik yedi hava yastığı ve EBD destekli ABS standart. Bize “böyle minik bir otomobile 30 kağıt vermem” diyebilirsiniz. Bu konuda haklı da olabilirsiniz. Ancak önce anlatacaklarımıza bir bakın. En ucuz Mini bile 500’den çok daha pahalı. Her şeyden önemlisi 500 tüm rakiplerinden çok daha yakışıklı. Bakışları Mona Lisa’nın gülüşünü anımsatıyor. Hafif mağrur, şık, zarif, ama aynı zamanda deli dolu ve yaramaz.

