| Caparo’ya sahip olmak ikinci el bir F1 otomobili satın almaktan çok daha cazibeli oldu. | |
Dürüst olmak gerekirse Clarkson’a bazen gıcık oluyorum. Hafta sonunda yakaladığım tatil fırsatını en iyi şekilde geçirmek için ailemin yanına gitmiştim. Annemin ocakta pişirdiği şeyin güzel kokusunun açlık hissimin zirve yapmasına neden olduğu bir anda kıvırcık saçlı Vectra fanatiği, 610 HP gücündeki 600 kg’lık Caparo T1 ile odanın köşesindeki ekranda beliriverdi. Bu canavarı babanıza verdiğiniz zaman, yapacağı yorumları düşünerek ondan sonra olanları tahmin edebilirsiniz. Otomobili düşük ile yüksek hızlarda kullanmanın neredeyse imkansız olduğunu ve bunu satın alan Premier Lig oyuncularının fazla yaşayamayacağını söyledi.
Annem ve babam olan bitenden bu aletin birkaç haftadır bahsettiğim otomobil olduğunu hemen anlamıştı. Rooney ile Terry’nin bu otomobilde hayatını kaybetme ihtimali onları her ne kadar ilgilendirmiyorsa da, televizyonda gördükleri şeyin hiçbir anne ve babanın çocuklarına alacağı türden bir oyuncak olmaması nedeniyle bu otomobili kullanmam için annemi ikna etmek zannettiğimden de uzun zaman aldı. Clarkson’ın bir beceriksiz olduğunu ve yavaş gideceğimi söyleyerek işi kıvırmıştım ancak Jason Plato’nun yaşadığı olaydan bahsetmemiştim bile. Birkaç gün sonra sigorta şirketimden bir mail aldım. Bir kaskın gerekli olduğunu söylüyordu ancak yanmaz tulum, eldiven ve yarış ayakkabılarından hiç söz etmiyordu. Pek fazla aldırmadan o günün gelmesini beklemeye koyuldum…
Ancak beklenen günün gelmesinden sadece iki gün önce çok titiz bir şekilde yaptığım planlar biraz değişmeye başladı. Yapılan ilk planda otomobilin Galler’deki testlerine katılarak T1’i yolda kullanma izni alan ilk gazeteci (muhtemelen de ikinci kişi) olacaktım ancak Caparo, otomobilin normal yollarda nasıl performans vereceğinden pek emin olmadığı için bu teste sadece yolcu koltuğunda oturarak katılmama karar verdi. Bu durum beni moral açısından tamamen çökertmişti çünkü haftalardır ton başına düşen 922 HP'lik gücü kontrol etmek için sabırsızlanırken birden yolcu koltuğuna oturarak bu güce başkasının hakim olmasını izleme fikri hiç de hoşuma gitmedi.
Galler’e gideceğim Perşembe gününün sabahındayım ve aklımdaki bu düşünce beynimi kemirip duruyordu. Belirtilen test güzergahına giderken gördüğüm ve yağmur altında ıslanmış koyunlar en az benim kadar suratsızdı. Ancak her şeye rağmen oraya KTM X-Bow’la gidecek kadar şanslı olduğum aklıma geldi ve kaskımın vizörüne çarpan su damlalarıyla birlikte yola devam ettim. Test ekibinin bulunduğu yere geldiğimde hava hala açmamıştı ve yamaçları kapatmaya başlayan bir sis bulutunun içinde kaybolmaya başlamıştık. Herkes bu havanın hem sürüş hem de fotoğraf çekimleri için uygun olmadığı konusunda hem fikir olmuştu ve bende Phil Bennett’in kullandığı Clio 197’ye atlayarak güneşin nereye saklandığını aramaya başladım. Phil geçmiş yıllarda evo için çalışmıştı ancak artık Touring Car ve Sports Car serilerinde elde ettiği başarılar ve turboşarjlı Radical SR2 ile Nürburgring’de kırdığı rekor ile tanınıyor. Çok hızlı ve korku nedir bilmeyen bir pilot. Geçen yıl T1 projesi için Caparo ile çalışan Phil’le birlikte haftalardır hayalini kurduğum otomobil hakkında konuşmaya başlıyoruz ve bu arada sisli virajlardan geçerken sol ayak frenini kullandığını hissetmek beni heyecanlandırıyor.
Otomobilin basın mensupları karşısındaki ilk testi esnasında meydana gelen bazı olayları kastederek, “Otomobili insanların karşısına bu kadar erken çıkarmamalılardı,” diyor ve devam ediyor: “Ancak dünya basınından, test otomobilinin bir prototip olduğunu bilmelerini ve bu durumu anlayışla karşılamaları gerektiğini beklediler. O zamandan beri dayanıklılık testleri yapıyor ve sürüş ile kontrol özelliklerini en iyi duruma getirmeye çalışıyoruz. T1, artık kullanırken hiçbir şeyden endişe duymayacağınız bir otomobil haline geldi. Bu nedenle Caparo’ya sahip olmak ikinci el bir F1 otomobili satın almaktan çok daha cazibeli oldu.” Bu açıklamalardan sonra Phil’e Top Gear programındaki otomobili soruyorum.


