| Tabiri caizse “hap gibi bir otomobil” olan smart fortwo cabrio ile Bozcaada’ya gittik. Bu demek oluyor ki, iki günde 800 km yol yaptık. Gidiş altı, dönüş yedi saat sürdü. Peki bu işin sonucu ne oldu? Biraz sinir bozukluğu, biraz da eğlence... | |
İlk başta belirtmekte yarar görüyoruz. Türkiye smart’ı tanımıyor. Böyle bir otomobilin varoluşundan bir haber o kadar çok insan var ki. İki gün boyunca aracı görenler etrafımızı sardı, “Bunun markası nedir?”, “Çok ufakmış, tehlikeli değil mi?”, “Kaç basıyor?” ve “Kaç paradır abi bu?” gibi sorularla karşılaştık. Önümüzü kesenler, korna çalarak yanımıza gelen otomobiller. İnanın ancak bir süper spor otomobille yolculuğa çıksak bu kadar ilgi görebilirdik.
smart fortwo cabrio bizce, gittikçe daha yoğunlaşan şehir trafiğinde, daha fazla hareketlilik için olağanüstü bir araç. Zaten trafikte genel olarak sadece bir iki kişi taşıyan otomobillere arka koltuk sırası gerekir mi? Motor, otomobilin arkasına yerleştirilebildiği takdirde kaput bir yer israfı değil midir? Otomatikleştirilmiş bir manuel şanzıman şehir içi kullanımı için daha uygunsa, debriyaj pedalı gerçekten gerekir mi? Yenilikçi bir güvenlik konsepti sadece 2.69 metre uzunluktaki bir araçta ideal koruma sunabiliyorsa büyüklük, güvenlik için gerçekten bir ölçü müdür? smart için yüzlerce soru sorabilmek mümkün. Bizim esas merak ettiğimiz şehirde rüştünü ispat etmiş olan smart fortwo’nun uzun yolda ne yapacağı? Gelin bu sorunun yanıtı beraber arayalım...
İstikametimiz Bozcaada. Önce sırt çantalarımızı smart’ın bagajımsı bölümüne yerleştirdik. Buraya üç dört tane orta ebatlarda sırt çantası koyabilmek mümkün. Ardından yola koyulduk. Edirne istikametinde otoyoldayız. Cabrio smart’ımızda 999 cc’lik 71 HP gücünde bir motor var. Maksimum hızı 145 km/s. 120 km/s hızla giderken pek bir sorun yok. Hemen araya not düşelim; araç, verilen maksimum hız rakamını kolayca geçebiliyor. Gayet rahat ve konforlu bir sürüş ortamındayız. Ancak, ağır vasıtaların yanından geçerken ya da rüzgârın iki yönlü estiği viyadüklerde biraz sarsılıyoruz ve şeritte tutunmaya çalışıyoruz. Düşük toplam ağırlığı düşünüldüğünde buna şaşmamak gerek. Ağırlık azlığı kısmen kaliteli polikarbon’dan yapılmış gövde panellerinden dolayı. Özellikle hafif olan bu gövde panelleriyle fevkalade bir güç/ağırlık oranı elde edilerek performansın iyileşmesini ve yakıt tüketiminin azalması sağlanıyor. Ancak bu söylediklerimiz yavaş giderken geçerli. Hızlı gittikçe yakıt tüketiminin arttığını görüyoruz. Klima yeterli soğutmuyor. En büyük sıkıntımız bu. Doğan’ın yorumu açık ve net: “Klima motoru küçüktür”. Doğan, bizim Yazı İşleri Müdürü’müz. Oto sanayide bolca vakit geçirmiş, bu sebepten ona bir nevi “otomobil duayeni apoleti” takabiliriz. Doğan için bir araçta olmazsa olmaz özellik; arkadan itişli olması. Neyse ki smart fortwo’da bu özellik (drift yapamasa da) var. Neyse yolumuza devam edelim. Selimpaşa’da bir benzin istasyonunda durup soluklanacağız. smart, burada kocaman tırların arasında adeta kayboluyor. Adamlar bizi, “Amma da büyükmüş” nameleriyle ti’ye alıyorlar. Bir nevi hor görüyorlar anlayacağınız. Tam o sırada yakın arkadaşlarımız telefonla arıyorlar. Onlara da smart ile tatile gittiğimizi söylüyoruz. Hepsi bize haberimizin başlığındaki soruyu soruyor. Ön yargı durumu söz konusu. Yolumuz uzun. Fazla vakit kaybetmeden devam ediyoruz. Bendeniz daha önce Bozcaada’ya birçok kez gittiğimden dolayı Doğan’ın zihnini bana aynı soruları bir kez daha soracağını bilmeme rağmen ada hakkında bilgilerle doldurmaya çalışıyorum. Bir buçuk saat sonunda Tekirdağ’a varıyoruz. Karşılaştığımız ilgi celebrity’ler seviyesinde. Yorgunluk ise şimdilik bize uzak. En azından smart henüz sıkıcı bir hal almadı. Zannediyorum bunun sebebi bizim makara kukaraya çok meraklı olmamız. Tekirdağ’da dolanırken Doğan’ın ağzından şu sözler çıkıyor “ Buranın kızları ne kadar güzelmiş!” Ona katılmamak mümkün değil. “evoTekirdağ” adında bir dergi yapabilsek ne kıyak olurdu...” diyerek işi geyiğe sarıyoruz. Köftemizi yedikten sonra istikametimiz Malkara, Keşan ve ardından Eceabat. Bu arada belirteyim, Doğan bir köfte canavarı. Ona Ikea köftesinden sonra bir de Tekirdağ köftesini tattırmam kendimi bir anda gurme gurusu zannetmeme sebebiyet veriyor.
Keşan’a doğru gelirken hava kararıyor. smart’ın farları yolu mükemmel aydınlatıyor. Ancak “0” ayarındayken karşıdan durmadan selektör yiyoruz. Far ayarını “2”de tutmak gerekiyor. Ön cam sinek ve bilumum böceğe mezar olduğundan görüşümüz kısıtlanıyor. Üstüne silecek suyumuz da bitince bir benzin istasyonuna dalıyoruz. Yalnız bu benzinci öyle bildikleriniz gibi değil. İçerisinde hayvanat bahçesi var. Deve, deve kuşu, ceylan, horoz, ördek vs... Doğan o sırada ceylanı sevmeye çalışıyor ve ön camda öldürdüğü sineklerden sonra bir hayvan sever olduğu izlenimi vermeye çalışıyor. Silecek suyunu dolduracağız, ancak bir türlü ön kaputu açamıyoruz. Allem ettik kalem ettik olmuyor. Sonunda kitapçığa bakıp nasıl açıldığını buluyoruz. Aracın ön kısmında ızgaranın kenarlarındaki iki tane mandalı çekmemiz gerekiyormuş. Neyse enerji içcklerimizi aldık ve tekrar yoldayız.

