| Kornadan çıkan ses pek de iç açıcı değildi ve Lamborghini imajına pek yakışmıyordu. | |
Mermi Gibi
Mercedes C-Sınıfı şasisi kullanılarak üretilen şu otomobile ne zaman baksam içimi endişe, korku ve heyecan karışımı bir duygu kaplıyor. Bunun nedeni ise sadece güç değil, farlarıyla bana attığı şeytani bakışlar. Mat siyah rengiyle ışığı tamamen yok ederken karartılmış farlarıyla çevreye tehditkâr bakışlar savuruyor. Sert kenarlı ağzı ise herkesi küçük gören bir gülümsemeye bürünmüş durumda. Mad Max filminin yeni versiyonu çekilirse şayet, Brabus’a kesinlikle bir başrol verilmesi gerekiyor.
Otomobilin sahip olduğu tehditkâr renk, boyadan değil ince bir film tabakasından kaynaklanıyor. İki görevlinin iki günlük çalışmasıyla yapılan bu kaplama, otomobilin bozuk para büyüklüğündeki park sensörleri de dahil, yüzeyde bulunan her şeye yapıştırılıyor. Ancak otomobilin üretilmesi üç ay gibi oldukça uzun bir zamanda tamamlanıyor .
Balistik biliminden ilham alarak Bullit/kurşun adı verilen yeni otomobil, Rocket’den daha küçük boyutlu olmasına rağmen en az onun kadar güçlü ve çevik, çünkü çift turbolu 720 HP’lik V12 motorla birlikte Maybach’de kullanılan beş ileri otomatik vites kutusuyla yine Maybach’in sınırlı kaymalı diferansiyelinin güçlendirilmiş bir versiyonunu kullanıyor.
Göz atmak için çevresinde bir tur attığınızda otomobilde kullanılan donanıma ve bunların çalışması için harcanan çabaya hayran olabilir hatta otomobili karşınıza alıp önünde saygıyla eğilebilirsiniz. Tekerlek hizasına gelince genişleyen çamurluklarla lastik arasında neredeyse hiç boşluk bulunmazken, köşeli hatlarıyla dikkat çeken burun ve hava girişleri alüminyum radyatörlere sahip.
Brabus’un Halkla İlişkiler Müdürü Sven Gamm, “Bu, tam olarak müşterilerimizin istediği tarzda bir otomobil” diyor ve devam ediyor: “Köy yollarını kullanarak pikniğe gidebilecekleri, çocuklarını okula götürecekleri ve istedikleri her yere park edebilecekleri bir otomobil. Kullanışlı ve sedan görünümlü bir süper otomobil.”
Tümsekli yollarda sergilediği performansla geçer not almayı başaran Bullit, şimdi bize 720 HP’lik motor ve 1099 Nm’lik tork gücünü C-Sınıfı’na ait bir şaside kullanmanın nasıl bir şey olduğunu gösterecek. Bu kadar küçük bir otomobil böylesine devasa bir güçle başa çıkabilecek mi? BMW M3’ün 300 HP daha güçsüz ve C63 AMG’nin 450 HP gücünde olduğunu düşündüğümüzde bizi oldukça zorlu bir testin beklediğini fark ediyoruz.
Zagato Damgası
Heamptons’da, Steven Spielberg’den sadece birkaç kapı uzakta ufak bir şatonuz var. Garajda neredeyse bir düzine pahalı otomobil sizi bekliyor. Ve daha fazla ilgi çekmeniz imkânsız. Yoldan aşağıya doğru asit sarısı bir LP640 Roadster ile tam gaz giderken, üstünüzdeki goril kıyafetiyle bir bambu üstünde tabak çevirseniz ve aynı anda sonuna kadar açık şekilde Dam Busters dinleseniz bile, kimse sizi takmıyor.
Bu durumda ihtiyacınız olan şey, başka hiç kimsenin görmediği veya sahip olmadığı bir otomobil. Başlangıçta tanıdık gibi gelse de, suratınıza bir tokat gibi çarpacak kadar farklı bir otomobil. Nefes kesen bir bebek. Etrafındaki zamanı ve hatta mekânı bükebilen, ona bakan tüm gözlerin üzerine adeta yapıştıran ve hatta yer çekiminden daha çekici olabilen bir otomobil. İhtiyacınız olan şeyin adı; Zagato. Hem de en sonuncusu. Bentley Continental GTZ.
Bu sene Cenevre Fuarı’nda tanıtılan Conti GTZ, ilk defa 2006’da Pebble Beach Concours d’Elegance’da karşılaşan Dr. Andrea Zagato ile Bentley’in patronu Dr Franz-Josef Paefgen arasındaki aşkın bir ürünü. Kendi zengin ve ikonlaşmış tarihini anlatmak üzere Zagato, Paefgen’e 1950 ve 60’larda üretilen modellerin yanı sıra, Aston Martin, Maserati ve Ferrari ile birlikte yapılan son çalışmaları da gösterdi. Paefgen, eski otomobillerin güzelliğine vurulunca, özel otomobiller üretme sanatını çok uzun zamandır sürdüren Bay Zagato’ya, Zagato’nun imzasını taşıyan bir Bentley’in olup olmadığını sordu. 1926’da bir Roller üretildiyse de, gerçek bir Bentley üzerinde hiçbir çalışma yapılmamış. Bu cevabı alan Paefgen, “O zaman bir tane üretelim” deyince proje, fikir bazında başlamış olmuş.
Servet Avcısı
Lamborghini Reventon’un koltuğuna oturup kornasına basana kadar Murcielago LP640’ın bu özel seriyle arasında çok da fark olmadığından emindim. Kornadan çıkan ses pek de iç açıcı değildi ve Lamborghini imajına pek yakışmıyordu. Tek farkın bu olduğu konusundaki düşüncelerim zihnimi kurcalarken otomobili biraz daha incelemeye karar verdim...
Otomobilin geçtiğimiz eylül ayında Frankfurt Otomobil Fuarı’nda yapılan tanıtımı geldi aklıma. Reventon, açısı çok iyi ayarlanmamış spot ışıklar altında kendini göstermeye çalışıyordu. Koyu gri rengiyle otomobilin yeni gövdesi, şasi üzerine sanki zar zor oturmuş, yapmacık bir izlenim bırakıyordu. Automobili Lamborghini için gerçekten üzülmüştüm, çünkü vergisiz fiyatı 1 milyon euro olan bu otomobil, hiçbir şekilde bu fiyatı hak etmiyor gibi duruyordu. Ayarladığım bu test sürüşünü Sant’Agata’ya gitmeden bir hafta önce iptal etmeyi düşündüğümü ve bu düşüncemden beni samimi bir arkadaşımın vazgeçirdiğini itiraf etmeliyim.
“Barra Grisi” (ya da başka bir deyişle otomobilin sahip olduğu tek renk olduğu için Reventon Grisi) kızgın güneşin altında çevreye adeta metalik alevler saçıyor. Savaş uçağı görüntüsü ortadan kaybolurken karbonfiber gövde panelleri kendilerini ortaya çıkarıyor ve Reventon gerçekten baştan çıkartıcı bir görüntüye bürünüyor. Görüntü güzel olabilir, ancak otomobilin fiyatı gerçekten çok yüksek. Elbise değiştiren bu LP640, üzerine kurulu olduğu bir modelden nasıl oluyor da beş kat daha pahalıya satılıyor? Sevip sevmediğimi bir kenara bırakırsak Lamborghini müşterileri hakkındaki önyargılarım hâlâ devam ediyor.
Reventon’dan önce Lambo’nun LP640 Murcielago Versace, Gallardo Nera ve kişiselleştirilebilen “Privilegio” gibi daha gösterişsiz özel serileri olmuştu. Reventon’un çıkış yeriyse 2005 yılında tanıtılan Concept S Gallardo ile 2006’da geliştirilen fazlasıyla nostaljik Miura konsepti oldu. Lamborghini Marka ve Tasarım Direktörü Manfred Fitzgerald Reventon’ın öyküsünü anlatıyor; “İki buçuk yıl önce Concept S’in tanıtımını yaptığımız zaman otomobile yeteri kadar çarpıcı bir görüntü verememiştik, ancak Versace ve Nera gibi modellerimiz bize yatırım yapmak isteyen müşterilerimiz arasında marka imajının iyice oturduğunu gösterdi.”

