| Eğer erkek arkadaşınız bir M3 almaya karar verirse, ilişkinizi tekrar gözden geçirin. Çünkü etrafı Adriana Lima benzeri tanrıçalarla dolabilir. | |
Yaklaşık bir aydır evo Türkiye olarak M3’le yatıp M3’le kalkıyoruz. “Haftaya teste geliyor”, “Yok yok lastik bekliyormuş üç gün sonraya atıldı”, “Pazartesi büyük ihtimalle alıyoruz” gibi onlarca diyalogdan sonra nihayet otomobille buluşuyoruz. Üzerinde Formula 1 organizasyonunda kullanıldığından dolayı sticker’lar var. Hiç şikayetçi değiliz. Aksine M3’e çok yakıştığını söylüyoruz, hatta biz değil üç gün boyunca otomobili gören İstanbul halkı söylüyor.
Gözümüz tavana takılıyor. Karbon, M3’ün tavanını sarmış bir yılan gibi duruyor. E46 M3’ün yeteneklerini düşünüp; “Ağırlık merkezi aşağı çekilmiş ve güçlenmiş bu otomobil acaba nasıldır” diye düşünmeye başlıyorum.
Gayet hoş ve kibar bir BMW yetkilisi otomobilin kilometre sayacındaki rakamları not etmek için yanımıza geliyor. Kapıları açıyor ve aldığı notta 800 yazıyor. Çok yorulmamış bir test otomobili kullanacağımı bilmem beni daha da heyecanlandırıyor. Sonunda bir aydır sabırsızlıkla beklediğim an geliyor; M3’ün anahtarı elimde.
Kafalıklarında titizlikle işlenmiş M3 logoları bulunan deri koltuğa kuruluyorum. Anahtarı yuvaya takıyorum ve “Engine Start” butonuna basıyorum. Yeni V8 homurtuyla uykudan uyanıyor. Rölanti biraz yüksek. Otomobil sanki bir an önce ısınıp üst devirleri çevirmek için yola çıkmak istiyor. Bu arada devir göstergesinin üst hanelerindeki ışıklar gözüme takılıyor. Bu LED’ler sönmeden yüksek devirlere çıkılması önerilmiyor. Yola çıkıyorum ve motorun bir an önce ısınması için sabırsızlanıyorum. Ve sonunda hararet göstergesinin ibresi 100 dereceyi gösteriyor, tüm ışıklar sönüyor. Power düğmesinin ışığı yanıyor, diferansiyel kilidi açık ve şanzıman en spor modda. Tüm bunlar biraz karmaşık görünebilir, fakat aslında gayet basitler. Hepi topu üç düğme ve tamamen değişen bir otomobil. Power düğmesi; gaz tepkilerini iyileştiriyor, EDC; diferansiyel kilidini aktive ediyor ve gerektiğinde yüzde 100’e kadar kilitliyor, vites topuzunun hemen arkasında bulunan tuş ise şanzımanın sportifliğini beş kademede değiştiriyor. Şimdi her şey en hardcore modunda. Gaz pedalını taban halısına yapıştırıyorum, arka taraf tutunmak için zorlanıyor, otomobil hafif kayıyor ve vites ikiye geçiyor. O sırada M3’ün dizginleri çözülüyor. Atmosferik motorun kaputtaki yarıklardan (yalnızca soldaki işlevsel) havayı emiş sesini bile duyuyorum. Egzozlar, eski M3’lerin bilindik metalik sesine V8 tokluğunu ekleyince, inanılmaz bir gürültü koparıyor. Aslında buna gürültü demek haksızlık olur. Bu sesi kaydedip iPod’umun favori listesine bile ekleyebilirim. Sonrasında otoyola çıkıyorum. Biraz önce tattığım tork gücünün vücudumda yarattığı adrenalini normal seviyelere indirmeye çalışıyorum. Aslında yapmam gereken çok basit; Power tuşunu devre dışı bırakıyorum, şanzıman ayarını en düşük seviyeye alıyorum ve vitesi D konumuna getiriyorum. Şimdi her şey gayet normal gelişiyor. Sanki bir M3 değil de 320 Coupe’nin direksiyonundayım. 50 km/s hızla giderken bile vites yediye kadar çıkıyor. Vites değişimleri 1800 devirde gerçekleşiyor. Biraz önceki ateşli coupe’den eser yok. Tabii ki bu durum M3’ün doğasına aykırı. Ama bu ikinci karakter için ekstra bir ücret ödememeniz güzel. Beyaz şeytan gaza basmam için beni tahrik ediyor. Ve tekrar gazı tabana yapıştırıyorum, otomobil 60 km/s hızda ve altıncı viteste. Daha ne olduğunu bile anlamadan ikiye geçiyor ve sanki biri arkamdan bana tekme atıyor. İbre 100’e yaklaşıyor ve vites üçe geçiyor. Bu sırada arka taraf hafifçe kayıyor. M3, 420 beygirin her birini hissettirmeye başlıyor. İnsan, gaz pedalından ayağını çekmek istemiyor. Ama maalesef trafik tıkanıyor. Bu sırada fotoğraf çekimi için gelen ikinci aracın direksiyonunda Sinan Sertoğlu var. Yanıma yaklaşıyor ve kahkalarla “Yok artık, bu nasıl bir gidiş böyle” diyor. Üç gün boyunca bu tarzda lafları Sinan’ın ağzından bol bol duyacağımı düşünüyorum.


