Hızlı ve çirkin...
 

Hızlı ve çirkin...

Hızlı ve çirkin...

 
2005 yazında, geliştirme aşamasının henüz başındaki otomobili kullandığımızda, daha gösterişsiz bir isim ve kıyaslanabilir bir görünümle, Gumpert Apollo’nun neye benzediğini kestirmek hayli güçtü.

Normalde süper otomobil türünü tanımlayan küstahlığa, abartıya ve efsaneye oldukça aşina görünen bir grup çalışkan mühendis tarafından yaratılan bu yalın Alman yarışçının geleceğini tahmin etmek de zordu. İki yıl sonra yeniden direksiyon başındayız, üstelik bu kez altımızda Britanya yollarında ve Bedford Autodrome’da ilerleyecek üretim versiyonu var.
Unutulmaz ilk sürüş deneyiminden beri Gumpert, hem Apollo’yu geliştirmek ve düzeltmek hem de Audi’yle bağını kuvvetlendirmek için azimle çalışıyor. Bizim kullandığımız fabrika çıkışlı 15’inci otomobil. Eğer Horacio Pagani’nin bu küçük çaplı süper otomobil işini Mercedes-Benz’in uzattığı yardım eli ve AMG’nin teknik desteğiyle dünyanın en seçkin ve cazip otomotiv markalarından birine nasıl dönüştürdüğünü biliyorsanız, Gumpert’in yaklaşımının da benzerlikler taşıdığını görürsünüz.
Apollo’nun  temelinde yarış deneyimi ve Ingolstadt üreticisiyle kurduğu sağlam bağlar var. Audi’nin 4.2 litrelik 90 derecelik V8’inin twin-turbocharged versiyonunu hafif materyallerle tamamlanıyor. Altı ileri şanzıman kullanan Apollo’nun üç versiyonu mevcut: Apollo, Apollo S (spor) ve Apollo R (yarış). Biz 690 HP’lik S versiyonunu test ediyoruz. Fiyati 275 bin pound ve yol dinamiklerine uyarlanmış yarış otomobili farkıyla en yüksek hızı saatte 362 km/s civarında. Tahminlerimizden daha küçük ve kompakt olan Apollo S, kaslı kıvrımların ve tehditkar tavrın şüpheye yer bırakmayan karışımıyla çevresine hakimiyetini ilan ediyordu. Numaradan değil de gerçek bir sürücüyseniz, size sunduğu vaatlerin kendine özgü bir çekiciliği var. Düzgün, basit ergonomikler ve Audi’nin tanıdık kumanda mekanizmasının karışımı olan Apollo’nun içi, gösterişi işlevsellik adına gözden çıkarmış gibi. Hayli dar panelde bir sürü alet var. Üç ayrı egzoz seçeneği bulunan bu Apollo, boğuk bir hırıltı, vınlama, cırlama ve zırlamanın karışımıyla uyanarak duruma uygun biçimde işini ciddiye alan mekanik refakat hizmeti sunuyor. Debriyaj pedalı biraz ağır ama mantıksızca değil, dolayısıyla dişlilerin çabucak geçmesi için kolu öne ya da arkaya sıkıca, sertçe ittirmek gerekiyor. Bu garip görünebilir, ama sıralı bir vites kutusu kullandığınızı bildiğinizde bir şekilde debriyajı da sadece kalkarken kullanacağınızı düşünüyorsunuz. Sonuçta her vites değişiminde sol ayağınızla sağ elinizi senkronize etmek önce sıradışı geliyor, aynı anda kafanızı sıvazlayıp midenizi ovalamayı andırıyor, ama kısa sürede vazgeçilmez bir alışkanlığa dönüşüyor. İlk izlenimleriniz keskince odaklanan, uzlaşmaz doğası olan bir otomobil olduğu yönünde. Süspansiyon Zonda’nınki gibi çevik değil ama yolun en keskin kıvrımlarını, kusurlarını budamaya yetecek bir kıvraklıkla alıyor. Kötü yol yüzeylerinde bu hareketli ve kimi zaman rahatsız bir sürüş yaratsa da, Apollo’yu yolundan alıkoyacakmış gibi görünmüyor ve şimdiye kadar kullandığım süper otomobillerin hiçbirinde hissetmediğim kadar bütüncül, demir yumruklu bir kontrol duygusu uyandırıyor. Twin-turbo Audi V8’in müthiş bir güce sahip olduğunu aklınızdan asla çıkarmamalısınız. 2500 d/d’de kısmi gazdayken bile bir sürü şey olup bitiyor ve en sonunda gaz pedalının yolculuğunda zirve noktasına ulaşma gücünü kendinizde bulduğunuzda, Apollo inlemekte olan sinir sisteminizi ani bir şok dalgasıyla sarsmaya yetecek bir kuvvetle öne atılıyor.
Bambaşka bir duygu bu. Zonda’nın V12’sinin ivedi doğrusal hamlesinden çok daha sert ve şiddetli, öte yandan Koenigsegg’in psikozlu turboşarj yumruğundan da daha düzgün ve kontrollü. İtalyan süper otomobillerinin yüksek oktavlı operalarının müptelası olanlar Gumpert’in hafif müzikalini yerebilir, ama bu derinden yükselen sert yaylım ateşinin Audi’nin birçok kez Le-Mans yarışlarını kazanan efsanevi R8 LMP1’ine en yakın ses olduğunu fark ettiğinizde, Apollo’yu kulaklarınızı dört açarak dinlemeye başlıyorsunuz.
İnanılmaz güç ve tork rezervleri yüzünden Apollo ölçülü bir sağ ayak gerektiriyor. Racelogic’in özel olarak Gumpert için geliştirdiği süper çekiş kontrolü sistemi, neredeyse ayarlanabilir bir güvenlik ağı oluşturuyor. Islak zeminde yüzde yüz yağmur moduna ayarladığınızda, düz giderken bile sistem aniden devreye giriyor. Ama yüzde 10 ya da 15 düşürürseniz, arka lastikler ulaştığınız seviye konusunda sizi uyarmaya yetecek kadar kayarak Gumpert’in basınçla yağlanan güç ve torkunu yola uyguluyor. Hataya yer yok, ayak uyduramadığınız her ne olursa olsun Apollo delice bir hızla karşılık veriyor. Apollo yalnızca yetenekli ve olağanüstü süratten ibaret değil, aynı zamanda makul hızlarda kolay ve talepkar olmayan bir araç. Direksiyon hafif ve doğrusal, ön taraf doğrudan cevap veriyor hem de cesaretlendirici bir duyguyla. Yol tutuş kuvveti fazla, ama onun ötesinde Apollo’nun konuşkan ve tepkili şasi deneyimini yönlendiriyor. Ağaçlar, sokak lambaları, beyaz çizgiler ve diğer bulanık yol döşemeleri gibi referans noktaları bulunmadığından pistler hızlı otomobillerin iç organlarınıza işleyen, kalbinizi yerinden çıkaran hız deneyimini nötrleştirmek gibi bir alışkanlığa sahiptir. Ancak bu Bedford’un düzgün ve genellikle işaretsiz uzayan pistinde bile her anı sinirleri zıplatan bir hızda yaşatan Apollo için geçerli değil. Büyük ve fazlasıyla etkili frenler (Apollo markalı AP kaliperleriyle sıkıştırılan demir kalıplı diskler) üzerinde çalışmadan önce GT pistinin ana düzlüğünde hiç zorlamadan art arda 257 km/s hız yaptık. Otomobil virajlara istikrarla girerken, arka ayrofoil ve alt kısımda downforce’dan eser olmaması sayesinde, Apollo S’in sınırlarını arayarak bulmanız gerekmiyor. Daha ziyade giderek onlara yakınlaşıyorsunuz. Şasiyi test eden, yıldırıcı Palmer Curves’de Apollo müthiş, Carrera GT’nin ya da Enzo’nun gerçekleşmesini beklediğiniz berbat bir an olarak hissettirdiği dördüncü vites geçişi zahmetsizce kolay. Daha dar virajlar önden kaymayla biraz lekeleniyor, ama biraz daha zaman geçip otomobile iyice alıştığınızda, çekiş kontrolü ayarlarına yapılacak küçük bir müdahalenin arka kısmı oyuna biraz daha dahil edeceğine kuşku yok. Şimdi sıra, cesaret haplarımı alıp tekrar direksiyonun başına geçmeye geldi...



 
 
 

Hızlı ve çirkin...
 
 
 
 
AyIn KonularI
 
 
 
 
 
 
     
ISINMA TURLARI
 
 
 
 
 
 
 
     
İzlenİmler
 
 
 
 
 

evo tuning
 
 
 
 
 
 

 



© 2008 Doğuş iletişim