İzlenim
 

Ne demişler…
“Hızlı yaşa-genç öl-cesedin yakışıklı kalsın…”


“Hızlı yaşa-genç öl-cesedin yakışıklı kalsın…”

Şimdilerde kremler ve biraz makyajla, öbür tarafa “Mihrap yerinde” gitmek mümkün. Ama ben; bu deyimdeki doğru ve yanlışları “Süper bir otomobil” üzerinden size anlatacağım.
Hem hızlı yaşayacak, hem ölmeyecek, hem de paranın gücüyle genç ve dinç kalacaksınız…
Sondan başlarsak. Bu materyalist dünyada paran varsa; yakışıklılık “yaş sınırı” tanımıyor. Tabii bir de paran olduğunu gösterecek süper bir otomobilin de olacak. Yani biraz zengin olacaksın….
Deyimin bu kısmı doğru. Her hız yapan ve hızlı yaşayan da ölmüyor. Ben bizzat denedim. Bütün bir gün boyunca; önce 180, sonra 200, yetmedi 250 yaptım ama Allaha şükür ölmedim. Çünkü hızı sokakta değil güvenli bir yarış pistinde yaptım. Yani işin ucunda ölmek filan yok. Deyimin bu kısmı yanlış. Gelelim hız yapma işine… Onun için önce 5 kez Le Mans’ı kazanmış bir Audi R8 buldum.
Audi Sportscar Experience adı verilen bir etkinliğe katıldım. İspanya’da Barselona’ya gittim.

Alman mühendisler Formula 1 Katalunya Pisti’nde önce brifing verdiler. “hem hızlı hem de güvenli sürüş” neymiş öğrendim. Ardından da piste çıktım.
Pist 4.7 kilometre. Hızlı düzlüklerinde azami 315 yapmak mümkün. Sonra birden Elf virajında 120’ye düşüyorsun ardından Renault ve Repsol virajlarında 260 ve 285’e çıkıyorsun. Ama birkaç saniye sonra Seat virajında 90’a inip yeniden 300’ü deniyorsun. Tabii bunu hakkıyla yaparsan her tur 2 dakikadan kısa sürüyor.
Bana sorarsanız burada; sürücüden çok, iş otomobile düşüyor. Düşünsenize önce 300 sonra 90 ardından yine 300. Ve hepsi bir dakikadan az zamanda oluyor. Yani Vites 6’dan ansızın 2’ye düşüyor sonra 3-4-5-6’ncı vites derken saniyelerle fren yapıp yeniden 2’ye düşürüyorsun ve sonra yeniden 6’ya çıkıyorsun. Bunu hangi otomobile yapsan 2 turda dağılır. Ama Audi R8 bana mısın demedi.
Peki bu nasıl bir otomobil? İşte onu size anlatacağım. Audi R8 esnek, kaslı bir siluete sahip ve tasarımı farklı geometriler içeriyor. Bu dizayn kapıdan arka tekerleklerin önündeki hava girişlerine, karbon fiber gövde parçalarına kadar uzanıyor ve rakiplerine meydan okuyor. Hemen belirtelim rakipleri Ferrari, Mercedes, BMW, Lamborghini, Lotus hatta biraz daha abartsam Bugatti bile denebilir.
Audi R8’in motoru ne önde ne tam arkada. Motor ortaya konumlanmış. Alüminyum ve karbon gövde, ortadan motor deyince acayip bir hafiflik ve denge bileşimi ile karşılaşıyorsunuz. Zaten pistte zırt pırt virajları kaymadan ve hızlı dönmenin sihiri de burada…
Motoru V8 FSI, 4.2 litrelik ve 420 beygir gücünde. 0’dan 100’e 4.6 saniyede çıkıyor, 430 Nm tork üretiyor ve azami hızı 301 km/s. Audi R8’de 6 ileri “hızlı manuel şanzıman” var. İsteyene “R Tronic” adı verilen sıralı otomatik şanzıman da öneriyorlar. Ben Barselona’da “R tronic” şanzımana bayıldım. “Sport moda alıp direksiyon altındaki kulakçıklarla” vites değiştirmenin keyfine doyum olmuyor.

Hem sportif hem konforlu
R8’de motorun gücü ön tekerleklere yüzde 44, arka tekerleklere de yüzde 56 oranında iletiliyor. Yani savurmak hakikaten mümkün değil. Katalunya Pisti’nde “U virajlarda” dahi hız kesmeden ve kaymadan dönüp durduk. Bu arada belirteyim R8 ile 32 tur attım. Yani Alonso’nun, Raikonen’in bir yarışta attığı turun yarısı kadar.
Yani hızlı yaşa bölümünde hiç mi hiç sorun yok… Peki ya konfor? Çünkü Audi R8 250.000 Euroya kafar tırmanan fiyatıyla; yazının başında da dediğim gibi biraz zengin işi. İşin püf noktası da zaten bu.
Tonlarca para verip sonra; “efendim spor otomobil biraz sert olur, hız yapmanın bedeli bu. Hatta normal otomobillerdeki birçok lüks bunlarda bulunmaz” gibi galerici ağzına karnım tok. Genel müdüre sordum. “Audi R8 de böyle mi?” dedim.
Gino Battaro; “Gazeteciler şüphecidir, buyur kullan bak” dedi ve otomobili tek tek inceledim.
Audi R8’de farlardan iç aydınlatmaya kadar tüm ışıklandırma LED teknolojisi ile donatılmış, yani normal otomobillerden daha uzun ömürlü aydınlatma sağlanmış.
Arkada çift ağızlı egzoz çıkışlarını ve ortadan konumlu motoru arka camdan görmek mümkün. Yani yolda herkese motoru göstererek de hava atıyorsunuz.
Otomobil 1.90 metre genişlikte, 4.43 metre uzunlukta ve 1.25 metre yükseklikte. Yani yanında durunca kolunu otomobilin tavanına koyup sağa sola hava atmak da mümkün. Zaten Le Mans yarışında kullanılan ölçülere dokunmamışlar.
Aracın içine kokpit diyorlar. Yani uçaktaki pilotların bulunduğu yerle aynı isim. Burada her şey sürücü odaklı. Gösterge tabloları, karbon fiber kaplamalar, napa deri döşeme. Bu otomobilin içi hakikaten pek çok spor otomobilde görülmeyecek kadar lüks.
Biliyorsunuz, Audi R8’de 2 koltuk var. Motor da hemen bu koltukların arkasında. Ama en ilginci koltuklarla motor arasında 100 litrelik bir bagaj yeri daha var. Bana göre bir spor çanta sığar.
Audi Magnetic Ride adı verilen adaptif sönümleyici sistem ile süspansiyondaki yay ve amortisörleri “sport” ve “konfor” olarak iki farklı şekilde ayarlayabiliyorsunuz. Bu da sokakta caddede tüy gibi bir sürüş demek.
Tüm bunların ardından yeniden başa dönelim.
Hızlı, havalı yaşarken güvenli ve konforlu bir spor otomobilim olsun diyenlere Audi R8’i tavsiye ederim. Tabii 200.000 Euro’nun üzerinde bir paranız varsa….
Hep söylerim; paranız dahi olsa R8 ve benzeri otomobilleri caddede sokakta kullanabilmek için “hazmetmiş” olmanız lazım. Otomobil kullanmak caddede sokakta gaza basıp ortalığı dağıtmak değil, “kendi gücünden çok daha büyük bir gücü hazmedebilmektir”.

 
 
 
“Hızlı yaşa-genç öl-cesedin yakışıklı kalsın…”
 
 
 
 
 
 
 
AyIn KonularI
 
 
 
 
 
 
 
 
     
ISINMA TURLARI
 
 
 
 
 
 
 
     
İzlenİmler
 
 
 
 
 
 
 


© 2008 Doğuş iletişim