| 63 Corvette, türünün ilk örneği olmasa da, en çok dikkat çekeniydi. | |
Ebedi spor otomobil denildiğinde, bu tanıma en çok uyan otomobil genelde Porsche 911 olur. Çok da şaşırmadınız, öyle değil mi? O, 45 yıldır yollarda baş döndürmeye devam ediyor ve Porsche’nin ısrarla altını çizdiği gibi, ikon haline gelen profili bu süreç içinde çok da değişmedi. Aslında başka hiçbir otomobil, bu kadar uzun yıllar boyunca orijinal tasarımına sadık kalmamıştır. Şimdi bandımızı geriye, 1963’e saralım. Amerika’nın ilk spor otomobili olan Chevrolet Corvette Roadster, o sene 10. yaş gününü kutluyordu. Aynı yıl, Corvette, günümüze kadar sürecek bir tasarım ve görünüm değişikliği yaşadı. Otomobil, Stingray’e dönüşmüştü.
GM’nin stil uzmanı Bill Mitchell’in denetiminde, Larry Shinoda tarafından tasarlanan ve bu esnada Peter Brock ve Chuck Pohlmann’ın henüz doğmamış konseptleri Q Corvette’in etkisi altında kalınan Stingray’i, halefi olduğu 1962 otomobilinden ayırmak neredeyse imkansızdı. Aslında, dört tekerlek ve iki koltuk dışında, direksiyon, ön süspansiyon, 327 cübic inç’lik V8 ile ana karoser malzemesi olarak fiberglas kullanımı da, iki otomobilin ortak yönleri arasında yer alıyordu. Siz bir de stile bakın. Sansasyonel kelimesi bile, bu otomobilin yanında hafif kalıyor. Roadster zaten yeteri kadar güzeldi, ama ilk defa otomobile eklenen sütunlar sayesinde geliştirilen coupe, şimdiye kadar üretilen en güzel görünüşlü Amerikan otomobili haline geldi. Sting Ray’de, gerçekten etkileyici tasarım detayları var. Açılan farlar, kapıların arka uçlarındaki girintiler, şişirilmiş yan taraflar ve arka bölüm, her iki tarafta bulunan zayıf L şeklindeki tamponlar, 1962’de görülen ördek kuyruğunun korunması ve gövde yüksekliğinin ortasında yer alan keskin bir kat çizgisi. Bugün de Vette tasarımlarının içinde yer alan, çift kokpitli gösterge tasarımını da unutmamak lazım. Son Ray prototipleriyle yapılan çok yoğun rüzgar tüneli testlerinin sonunda, ön alan küçültüldü. Derinin altındaysa, seri üretim bir Amerikan otomobilinde ilk defa kullanılan yeni bağımsız arka süspansiyon ve tek bir transversal yay üstünde U şeklinde mazgallara sahip diferansiyel gibi yenilikler vardı. Ön-arka ağırlık dağılımı daha önceki 53/47 Vette tercihinin aksine, 48/52 olarak seçilmişti. Ayrıca devreleri yenilenmiş direksiyon sistemi ve çift kollu, üç noktadan bağlı ön süspansiyon sayesinde, otomobilin hem daha hızlı hem de daha keskin bir şekilde yönlendirilmesi sağlanmıştı. Sürüş ve yol tutuşun iyileştirilmesi için de çalışılmış, daha sert süspansiyon, metalik fren devreleri, dökme alüminyumdan jantlar ve 36.5 galonluk benzin deposu gibi seçenekler, performans meraklılarına sunulmuştu. Sting Ray, o zamana kadar üretilen en hızlı ve en komple Vette otomobiliydi. Satışlar, bir anda tavan yaptı. 1963’te, her iki gövdeden de 10 bin tane otomobil satılınca, 1962 satışları ikiye katlanmış oldu. Otomobilin saf görünüşü, ekstra maliyet yaratan deri koltuklar, hidrolik direksiyon, yeni frenler, AM/FM radyo ve klima gibi özellikler de desteklenmişti. Sonraki dört yıl boyunca, otomobilin stili yavaş yavaş temizlendi. Örneğin rasyonalizmin uzantısı olarak; aslında bir işe yaramayan kaput yarıkları vardı. Bu arada mekanik geliştirmeler de yapıldı.
1964’deki V8 motor 395 beygir güç üretiyordu. 1965’te ise dört tekerlekte disk frenler opsiyon olarak sunuldu ve Vette’nin büyük bloklu 425 beygirlik V8 motoru Mark IV’de listeye eklendi. Artan güçle başa çıkabilmek için Chevy, daha sert bir süspansiyonla birlikte, yüksek performans debriyajını sunmaya başladı. 4.11:1 arka aks oranı sayesinde, 1966 model Mark IV’ün beş saniyeden kısa sürede 0-96 km/s hızlanmasını gerçekleştirdiği ve 225 km/s azami sürate ulaştığı açıklanmıştı. Motor gücü 1967’deki L88 opsiyonu ile zirveye ulaştı. 12.5:1’lik sıkıştırma oranı, daha vahşi kam mili ve dört tane devasa karbüratör ile birlikte 560 beygire ulaşılmıştı. Bu otomobilden sadece 20 tane üretildiği için, bir tanesini canlı görme şansınız neredeyse yok gibi.


